Bu ülkenin emeklileri; ömrünü çalışarak, üreterek, vergisini vererek geçirmiş insanlar.
Ne sadaka istiyorlar, ne ayrıcalık. Sadece insanca yaşamak istiyorlar.
Ancak bugün belirlenen en düşük emekli maaşı, yaşamaya değil, idare etmeye mahkûm ediyor.
Masalarda konuşulan rakamlarla, pazarda, eczanede, kirada yaşanan gerçeklik arasında uçurum var.
Emekli, enflasyon tablosuna değil,
etiketlere bakarak hayatını sürdürmeye çalışıyor.
Sorun sadece maaşın azlığı değildir.
Sorun, bu maaşın hangi akılla, hangi ölçüyle belirlendiğidir.
Sosyal devlet, vatandaşını rakamlara sıkıştırmaz. Onu hayatta tutar.
Bugün en düşük emekli maaşı belirlenirken,
asgari yaşam maliyeti dikkate alınmıyorsa;
bu bir ekonomik tercih değil, siyasi bir tercihtir.
Oysa çözüm nettir.
En düşük emekli maaşı, asgari ücretin altında olamaz. Barınma, sağlık ve gıda; lütuf değil, temel haktır. Emekliye destek, geçici paketlerle değil, kalıcı politikalarla sağlanmalıdır.
Bir toplum, yaşlısına bakma biçimiyle sınanır.
Emeklisine insanca bir hayat sunamayan bir düzen, geleceğe güven veremez.
Bugün emeklinin yaşadığı bu sessizlik,
yarın hepimizin hikâyesi olacaktır.
Ve unutulmamalıdır:
En düşük emekli maaşı bir rakam değil, bir vicdan meselesidir.



