İnsanlık tarih boyunca alet yaptı.
Taşı sivriltti, tekerleği buldu, matbaayı icat etti, elektriği keşfetti.
Her yeni icat, hayatı kolaylaştırdı.
Ama ilk kez bugün başka bir soru soruyoruz:
Yaptığımız teknoloji mi büyüyor, yoksa biz mi küçülüyoruz?
Cebimizdeki telefon, bundan 30 yıl önceki süper bilgisayarlardan daha güçlü.
Bir tuşla dünyanın öbür ucuna bağlanıyoruz.
Bilgiye saniyeler içinde ulaşıyoruz.
Peki bilgi arttıkça bilgelik de artıyor mu?
Bağlantılar çoğaldı ama bağ kurabiliyor muyuz?
Takipçi sayıları yükseldi ama gerçekten dinleyen kaç kişi var?
Ekranlar aydınlandı ama iç dünyamız karardı mı?
Teknoloji büyüyor, bu tartışmasız bir gerçek.
Yapay zekâ hayatımıza giriyor.
Otonom araçlar yollara çıkıyor.
Robotlar ameliyat yapıyor.
Algoritmalar karar veriyor.
Kimi için bu bir korku senaryosu.
“Kötüye kullanılırsa ne olur?” sorusu zihnimizi kurcalıyor.
Kimileri ise bunun insanlığın altın çağı olacağını düşünüyor.
Belki de mesele, teknolojinin kendisi değil.
Tarih bize şunu gösterdi:
Barut bulunduğunda hem savunma hem savaş çıktı.
Nükleer enerji hem bomba oldu hem elektrik.
İnternet hem özgürlük sağladı hem manipülasyon aracı oldu.
Teknoloji tarafsızdır.
Onu yönlendiren insanın niyetidir.
Bugün asıl korkulan şey şudur:
“Kontrol kimde?”
Ama belki de daha doğru soru şu:
“İnsan kendi iç kontrolünü koruyabiliyor mu?”
Çünkü teknoloji büyürken insan küçülmüyor aslında.
Sadece dönüşüyor.
Biz hâlâ aynı duygularla yaşıyoruz:
Seviyoruz.
Kırılıyoruz.
Korkuyoruz.
Umut ediyoruz.
Makine hızlandıkça insanın ruhu yavaşlamamalı.
Algoritmalar hesap yaparken vicdan devre dışı kalmamalı.
Gelecek 50 yıl sonra nasıl olacak, kimse kesin bilmiyor.
Belki Mars’ta koloni kurulacak.
Belki hastalıkların çoğu tedavi edilecek.
Belki bugün hayal gibi görünen yaşam biçimleri sıradanlaşacak.
Ama bir gerçek var:
Biz daha yolun başındayız.
Yapay zekâ gelişiyor diye insan değersizleşmiyor.
Tam tersine, insanın değeri daha da belirginleşiyor.
Çünkü yapay zekâ hesap yapar.
Ama anlam üretmez.
Veri analiz eder.
Ama vicdan taşımaz.
Tahmin yürütür.
Ama dua etmez.
Teknoloji daha güzel, daha verimli bir gelecek sunabilir.
Tarımı dönüştürebilir.
Eğitimi kişiselleştirebilir.
Sağlığı erişilebilir kılabilir.
Ama şunu unutmamak gerekir:
Gelişmiş bir teknoloji, gelişmemiş bir ahlakla birleşirse sorun çıkar.
Gelişmiş bir teknoloji, gelişmiş bir bilinçle birleşirse çağ atlatır.
Bugün bize düşen şey korkmak değil.
Bilinçli olmak.
Komplo teorilerinde kaybolmak değil.
Sorumluluk almak.
“Büyük devletler işi çözmüş” demek yerine,
“Ben kendi alanımda neyi doğru yapıyorum?” diye sormak.
Çünkü insan küçülmez.
İnsan vazgeçerse küçülür.
Teknoloji büyüyor, evet.
Ama insanın iç dünyası da büyüyebilir.
Yeter ki ruhunu güncellemekten vazgeçmesin.
Belki de asıl mesele şudur:
Makineyi geliştirmek kolay.
İnsanı geliştirmek zor.
Ama zor olan kıymetlidir.
Ve şunu kabul edelim:
Her şey boş değil.
Bu çağın sancıları var ama potansiyeli de var.
Yapay zekâ bir son değil, bir başlangıç olabilir.
Eğer insan kalmayı başarabilirsek.
Teknoloji büyüsün.
İnsan da derinleşsin.
Hız artsın.
Ama anlam kaybolmasın.
Çünkü geleceği asıl belirleyecek olan şey işlemci gücü değil,
insanın kalp gücüdür.
Saygılarımla,Turan YAZAN



